Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Sitesi

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Samiha Ayverdi'den Annelere

e-Posta

ANNELERE

Çocuk yetiştirmenin aileye yüklediği mesuliyetler arasında hiç şüphesiz büyük pay anneye düşmektedir. Bu mesuliyetler arasında ilk göze çarpan, çocuğa tuvalet terbiye ve âdabı kazandırmaktır. Çocuk, anasının işleyip pekiştirdiği bu terbiyeyi iyice benimseyinceye kadar onu takip etmek annenin vazifeleri cümlesindendir. Öyle ki, çocuk artık kendi başına tuvalete girmeye başladığı zamandan itibaren anası dört gözle onu kollamaya mecbur sayılır. Tuvaletten sonra nasıl temizlendiğini, ellerini hakkıyla yıkayıp yıkamadığını ve klozeti temiz bırakıp bırakmadığını kontrol etmedikçe çocuk bu titizliği kazanamaz.

Yazlık evimizde bir komşu kızı ile salıncakta kolan vurduğumuz sırada, ileri geri gidip gelen salıncakta sallanırken kızın çamaşırından çıkan pis koku beni öylesine rahatsız etmişti ki, nihayet eğlencemizin en tatlı ânında hızımı kesip arkadaşımın da buna mecbur olması ile salıncak sefasına son vererek bu mide bulandırıcı sefadan vazgeçmiş olduğumu hatırlamaktayım.

Meğer kızın annesi mutfak işlerinde gayet mahir bir hanım imiş. Yaptığı birbirinden lezzetli yemeklerle hem kocasını hem de çocuklarını memnun eder, ama ana olarak çocuklarını temizliğe alıştırmak yolunda asla gayret göstermezmiş. Kızlar da pisliği adeta bir ikinci tabiat olarak benimseyerek böyle iğrenç kokuları ile etraflarını taciz etmekte bulunurlarmış. Öyle ki kızların kirli çamaşırlarının neşrettiği koku, konu-komşu ve arkadaşları arasında dilden dile söylenir dururmuş. Ben de ancak salıncak sefası ile bunu öğrenmiş bulunarak bu komşu kızından uzaklaşmaya mecbur olmuştum.

Evlerde hizmetkârların oldukça bol olduğu zamanlarda tuvaletlerinde büyük mermer alaturka taşları vardı. Fakat zamanla bu koskoca taşlar sararır ve temizlenmesi gerekirdi. Büyükannem bu işi kimseye bırakmaz ve burnunu bir tülbentle Örterek, kezzaba uygun bulduğu ölçüde su katarak taşları ıslatır ve gene birkaç dakika sonra su ile yıkayıp mermerleri zedelemeden temizlerdi. Ve gene büyükannem bize "Tuvaleti temiz olmayan kadına temiz denmez" diyerek sözü kesip atardı.

Nezle gibi hafif fakat sâri hastalıklı iken kimseye yaklaşmamak hele asla öpüşmeye teşebbüs etmemek bir terbiye ve muaşeret gereğidir. Annelerin bunu çocuklarına öğretmesi lâzımdır.

Davet edilen yere, verilen saatten ne çok evvel, ne de geç gitmemek lâzımdır.

Bir de çocuklara sofra âdabı hakkında bazı öğütler verilmesi îcâb eder. Aile ile sofraya oturan çocuğun yemeğin ortasında fırlayıp etrafta dönüp dolaşması hem ayıp hem de abestir. Onun için aile ile sofraya oturan çocuk, gene büyüklerle beraber sofradan kalkacağını bilmelidir.

Annelerin, çocuklarına, yalanın üstlerine tatlı ve rengârenk maddeler sürülmüş bir acı şekere benzediğini, iç bulandırıcı ve bünyeyi ifsâd edici olduğunu, hoş misâl ve hikâyelerle îzâh etmesi lâzımdır. Öyle ki arkadaşını aldatmak isteyen çocuğun, karşısındakini değil, kendini aldattığını anlatarak onu mahcup olmaktan kurtarması gerekmez mi? Yalan, her ne kadar 'Sus!' da desek, asla dili tutulamayan bu şahit, ne yapıp edip gene doğruyu ortaya dökerek yalancıyı hem rezil hem de mahcup eder.

Çocuk, evinde yani ailesi çevresinde mazbut, geçimli, nâzik ve dürüst kimseler gördüğü takdirde, kendisi de bu Örneklere benzemekle bir derûnî haz, hattâ gurur duyar. Şu hâlde iş gene anada babada başlamış sayılır. Hulâsa, çocuğun kazanacağı tavır, oturup kalkma, yemek içmek, büyüklere karşı tutumu, gene örnek alacağı aile efradını taklit ile başlar ve yürüyüp gider.

"Çocuklarımızı hoyrat, yalancı ahlaksız ve haramzade yapan biz analar ve babalarız. Otobüslerin bir lira ücretle adam taşıdıkları devirde biletci, bir hanıma, yanındaki çocuk için bilet almasını ihtar edince, kadın; "O daha 5 yaşında," dedi. Fakat bu eğri cevaptan haysiyeti kırılan çocuk, başını kadına çevirerek: "Anne, ben yedi yaşında değil miyim? Okula gitmiyor muyum? demez mi... İşte Yanına kalacak bir lira için çocuğunu hem yalana, hem hırsızlığa teşvik eden ananın, sonra oğlanın karaborsacı, kaçakçı olup da kanunun pençesi yakasına yapıştığı zaman üzülmeye ne hakkı var?"

"Eğer çocuk, başkalarını mesut etmenin, en az kendi saadeti kadar güzel olduğunu, ailesinin içinde görerek öğrenirse iç formasyonunun teşekkülüne bundan güzel yardımcı olamaz. Dil ne kadar güzel sözler söylerse söylesin, fiil ve hareketlerin tesiri ile asla yarışamaz. Şunu da bilmeli ki yetişmeleri ile vazifeli olduğumuz kimseler yalnız kendi zürriyetimiz değildir. Suya atılan taşın yaptığı halkalar gibi, uzayabildiğimiz yerlere kadar hayırlar, iyilikler, doğruluklar ve güzellikleri dalga dalga uzatmakla mükellefiz."

Sâmiha Ayverdi


 2<## 
#60$ 
# ##

 
#  
#&
#$!! 




,
0,$
#!'#
6 #!
0
#&!!0
 !'#,& $& 

;&  &!
4
S0$ , 
##& 

$ !'-  

#!6
,
/

$/##
!
,$ !
 -  


#! $.6
/#60'
   
&!&
$#!
$ 
S0$###
, //$, 
!' 
0
##0$!
# &$/
 $#### 

0
 #!#!
P $60$

$$#!,#   

, !'#!#
 &
##!.
. #
$ 0-
 

  ##
#
 #!'# 
#$$ 
$/$!'#$  

$/
$!'#
$#
  !$660$   '
$#