Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Sitesi

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Çocuk Gelişimi Bilişsel Gelişim Bilişsel Gelişimle İlgili Kavramlar

Bilişsel Gelişimle İlgili Kavramlar

e-Posta Yazdır PDF

Bilişsel gelişimi anlayabilmek için gizil güç, yetenek, algı, dikkat, kavram oluşturma, belek ve hatırlama gücü, akıl yürütme ve problem çözme ile yaratıcılık kavramlarının açıklaması gerekir.


Gizil Güç: Potansiyel, gerçekleşmeyen ama gerçekleşebilecek olan, saklı olan güç anlamına gelmektedir. Çocuğun kalıtımla getirdiği ve eğitim yoluyla ortaya çıkacağı düşünülen yetenekleri ve özellikleri gizil güç olarak ifade edilir. Kalıtımla gelen doğal yollarla ortaya çıkan özellikler gizli değildir. Gizil güç eğitim yoluyla ortaya çıkar.

Yetenek : Bireyin bilişsel, duyuşsal ve motor davranışlarla ilgili gizil gücü yetenek olarak nitelendirilir. Birey; bilişsel, duyuşsal ve motor yetenekleriyle bilgi ve becerileri öğrenir. Bireyin yetenekleri öğrenmenin, bir meslek edinmenin, bir ürün üretmenin dayandığı gizil güçtür. Birey, yeteneklerini öğrenme yoluyla yeterliliğe dönüştürür. Yeterlilik, bireyin yeteneklerinin iş yapabilecek, uygulama yapabilecek, ürün üretebilecek, eyleme geçebilecek nitelikte açığa çıkarılmasıdır. Yeterlilik, eyleme geçebilme niteliğidir.

Yetenekli insanlar, bir üretim etkinliği içinde olup hemen fark edilir. Ürettikleri nicelik ve nitelik açısından, o alanda üretilenlerden üstün ve yeni olma özellikleriyle, kolayca ayırt edilir. Yetenek, insanlığın ilerlemesi için vazgeçilmezdir.

Algı: İnsanın doğumdan itibaren, yaşamı boyunca görme, duyma, tatma, koklama ve dokunma gibi duyularını kullanarak çevresindeki bilgileri organize etme, anlama, yorumlama ve yeni durumlara kendini uydurma sürecine algı denir. Algılamayı sağlayan, duyu organlarının; gözün, kulağın, ağzın, burnun ve tenin sağlıklı olması uyarıcılara anlam vererek yorumlanması için önemlidir. Örneğin; yolda bir arkadaşla karşılaşıldığında, onun görüntüsü bizim gözümüze, bizim görüntümüz onun gözüne, retinasına yansır. Biyolojik yapısı içerisinde göz bu görüntüyü beyne ulaştırır. Beyin burada duyusal bilginin alınmasından sonra, anlama, seçilme, düzenleme ve yorumlama aşamalarını gerçekleştirir. Oldukça hızlı gelişen bu süreçlerin sonucunda arkadaşın bizi fark ederek selamlaması beklenir.

Algılamada olgunlaşmanın, öğrenmenin, deneyimlerin, geçmiş yaşantıların, beklentilerin önemi büyüktür.

 

Yeni doğan bebeğin görsel algıları, zorunlu algılar ve seçici algılar olmak üzere iki grupta toplanır. Zorunlu ve seçici algılar karşılaştırıldığında bebeğin zorunlu algılamada her
bir uyarıcıya tek tek ve dikkatle baktığı, seçici algılamadaysa gözün, hedef nesneler arasında esnek bir şekilde hareket ettiği görülür. Algılama sürecinde şema, imge ve semboller önemlidir. Şema insan zihninde, çevreye uyabilmeyi sağlayan davranış ve düşünce kalıplarının çevre ile zihin arasındaki etkileşimi sonucu ortaya çıkar. İmge duyu organlarıyla alınan duyuların, beyinde kalan izleri olarak ifade edilir. Algılamadaki görsel imge iki yaşın sonlarına doğru gelişir. Sembol, eşya ve olayların geçici temsilcileri olarak ifade edilir. Örneğin; bir iletişim sembolü olan kelime, yazılı veya sözlü kullanılırken, bir müzik parçası, sesle veya bir müzik aletiyle ifade edilir.

Bir olay; bir resimle, şiirle ya da jest ve mimiklerle anlatılır. Duyu organları yoluyla çocuk, kendisine ve çevresine anlam verir. Doğumdan itibaren kendi vücudunu çevresinden ayıramayan çocuk, 3 yaşından itibaren nesneler hakkında fikirlere sahiptir. Bebek doğduğu andan itibaren ellerini, ayaklarının tanımaya başlar. Çocuklar ilk yıllarda, zamanının çoğunu çevresini tanımaya çalışarak geçirir. Duyu organlarını kullanarak çevresindeki nesnelere uzanır, dokunur, ağzına götürerek incelemeye çalışırlar. Sese karşı duyarlıdırlar, bir ses duyduklarında bu sesi çıkaran nesne ya da bireyi ararlar. Sesin kaynağını görünce, sesle görüntünün birbiriyle ilişkili olduğunu anlarlar. Algılamanın gelişmesiyle, tanıdıklara ve yabancılara verilen tepkiler de değişir. Tanımadıklarından kaçınma veya uzaklaşma, tanıdıklarına da yaklaşma (atılma, gülme, ses çıkarma) tepkileri gösterir. Çocuk başta nesneleri, bir bütün halinde görme eğilimindedir. Hemen hemen iki yaşına kadar çocuk, nesnelerin birbirinden farklı özelliklerini algılayamaz. Örneğin; gördüğü bütün dört ayaklı hayvanları (köpek, inek, koyun) tanıdığı kediye benzetir. Miyav miyav diye geneller. Yaşı ilerledikçe, nesnelerin, ayrıntılarını ve özelliklerini benzer algılamaya doğru ilerler. Algı hızlı bir süreç gösterir. Bu süreç sırasında birçok değişikliğe uğrar. Bu değişiklikleri dört grupta toplamak mümkündür.

Algıda Seçicilik
Çevremizde çok sayıda uyarıcı vardır. Organizmanın bunların tümünü birden algılaması zordur. Bu nedenle organizma çevreden gelen uyarıcıların bazılarını seçmesine, algıda seçicilik denir. Dikkat, hazır olma, güdülenme gibi unsurları içerir. Algıda seçicilikte dikkat önemlidir. Dikkat algılamaya hazır olmayı ifade eder. Biz çevremizde, dikkat ettiğimiz nesneleri ve olayları algılarız. Aynı vitrine bakan iki arkadaştan gömleğe ihtiyacı olan gömleği, kazağa ihtiyacı olanın kazağı görmesi gibi. Algılamaya hazır olma bireyin neyi algılamaya hazır olduğu ile ilgilidir. Kişi, pek çok uyaran arasından sadece birini ya da birkaçını algılayabilir. Örneğin, bir anne gece ağlayan bebeğinin sesini duyabilir ama telefonun sesini duymayabilir. Bu, annenin sadece bebeğini algılamaya hazır olduğunu gösterir. Güdülenme de algılama için diğer bir etkendir. Güdülenmeye göre herhangi bir şeyi algılarken görmek istediğimizi görür, duymak istediğimizi duyarız. Fazla ve gereksiz bilgileri önemsemeyiz. Önceden algılanan nesne ve olaylar bellekte iz bırakır. Yeni bir algılama olduğunda, eski yaşantıların bellekteki izleriyle yeni algı birleşerek, bellekte iz bırakır. Uyarıcıların renkleri, büyüklüğü, şiddeti gibi bazı özellikleri dikkatimizi çeker. Renkli uyarıcılar, renksiz uyarıcılardan daha çok dikkat çeker.

Ayırt Etme Becerisinin Gelişimi

Ayırt etme; önceden bir bütün olarak görülen bir nesne ya da durumun, zamanla parçalarını, ayrıntılarını ve benzer nesneleri birbirinden ayrı kılan özelliklerini, algılama eğilimi olarak nitelendirilir. Okul öncesi dönemde çocuk karmaşık bir şekli bütün olarak algılar; fakat ayrıntılara dikkat etmez. Altı yaşından sonra ayrıntılara dikkat etmeye,

ayrıntıları birleştirmeye ve bütünleyici bir algılamaya yönelir. Böylece bütününün, parçalar ile parçaların birbiriyle olan ilişkilerini aynı anda algılamayı başarabilir. Algı için ön koşul,
şekil ve zemin ayrımıdır. Şekli zeminde, parçayı bütünden ayırt etme ergenliğe kadar gelişir. Çocuk erken çocukluk yıllarında sesin de ayırt etmeye çalışır.

Nesne Kavramı
Çocuk, nesne devamlılığı, nesne değişmezliği ve nesne kimliği gibi üç temel beceriyi kazandığında dünyayla etkileşimi daha etkili ve işlevsel olacaktır. Nesne devamlılığı, nesnelerin uzayda yer tutan varlıklar olduğuna, algı alanı dışında olduklarında dahi var olmayı sürdürdüklerine ilişkin bilgidir. Bu kavram, on sekiz-yirmi dört aya kadar çeşitli aşamalarla kazanılır. Dört aydan küçük bebekler, görme alanı içinde olan ve hareket ettirilen nesneyi takip eder. Nesne veya varlık görme alanından çıktığında ilgilerini kaybettikleri ve başka tarafa döndükleri görülmüştür. Örneğin, bebek görme alanı içinde olan annesinin hareketlerini izler ancak görme alanının dışına çıktığında, anneyi arama eğiliminde bulunmaz. Bebeklerin nesnenin varlığını sürdürdüğüne ilişkin ilk düşünceleri 4–8 ay civarında görülür. 6 aylık bebek, elinden düşen oyuncağını bir süre arar, kısa bir süre sonra ilgisi dağılır. 8. aydan sonra oyuncağı gözünün önünde, bir örtünün altına saklandığında örtüyü kaldırıp oyuncağını arar. Ancak bebeğin oyuncağı, ilk saklandığı yerden alınıp başka bir yere saklandığında, oyuncağı hala ilk saklandığı yerde arama eğilimindedir.


On sekiz-yirmi dört ay civarındaki çocuklar nesneyi en son gördüğü yerde arar. Nesnenin sürekliliği kavramı, on sekiz-yirmi dört ay civarında gelişmiştir. Top oynarken gözden kaybolan topunu aramadan, en son gördüğü noktadan alır ve oyun oynamaya devam eder. Bebeklerin nesne sürekliliği, kişi sürekliliğinden sonra gelişir. Bebek, annesi gözünün önünden kaybolduğunda varlığını sürdürdüğünü oyuncağının gözden uzaklaştığında da var olduğu düşüncesinden önce kavrar.

Nesne değişmezliği; uzaklık, yön, bakış açışı değişiklikleri ve ışık gölge gibi değişik biçim ve durumlarda gördüğü nesnenin ya da insanın aynı nesne ya da insan olduğu, yani değişmediğinin algılanmasıdır. Nesne değişmezliği, 2-3 yaşlarında gerçekleşir. 2-3 yaşlarından önce çocukların, nesnelerin gerçek özelliklerine ilişkin fikirleri net değildir. Çocuk uzaktayken küçük görünen bir bisikletin, yakınlaştıkça büyüdüğünü düşünebilir ya da masada bulunan bardakları uzaktan küçük, yakından büyük algılayabilir.


Nesne kimliği; nesnenin bir günden diğerine, bir durumdan başka bir duruma aynı olduğunu kavrama yeteneği olarak nitelendirilir. Bebekler 8–9. aylarda nesneyi sadece bilinen tek ortamda, tüm ip uçlarıyla birlikteyken tanır. Örneğin; yemek saatinde kendi bardağını tanırken, başka bir ortamda bardağını tanımayabilir. Bebek 9-10 aylıkken bardağının içinde tanıdık içecek varsa bardağını her durumda tanır. 10–11. aydayken bardağını, her durumda tanır. 1 yaş ve sonrasında diğer bardakların da bardak olduğunu fark eder ve uygun şekilde kullanır. Daha sonrada bardaklar kategorisi hakkında fikir geliştirir. Bardaklar sınıfının üyelerini tanır. Diğer sınıflardan ayırt eder.

Ben Merkezcilikte Azalma
Benmerkezcilik, özellikle küçük yaşlarda yaygındır. Herkesin kendisi gibi düşündüğünü, hissettiğini, kendisinin sevdiği şeyleri, herkesin sevdiğini, kendisinin sevmediği şeyleri de sevmediğini düşünür. Kendi görüş ve algılarının herkes tarafından aynı şekilde anlaşıldığını hisseder. Örneğin; kâğıda çizdiği karalamaların bebek olduğunu söyler. Herkesten resminde yaptığını bebek olarak görmesini bekler, çizdikleri farklı yorumlandığında ”Hayır, bebek yaptım.” diye ısrar eder.